Güncel Yargı Kararları

Sanığın İsnat Edilen Suçları İşlediğine İlişkin Kuşku Sınırlarını Aşan Kesin ve İnandırıcı Kanıtlar Elde Edilemediğinden Kuşku Sanık Lehine Yorumlanır İlkesi Uyarınca Sanığın Beraetine Karar Verilmesi Gerektiğine İlişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı

Devamını oku...
 

Şikayet Ve Başvurma Hakkının Anayasa İle Tanınan Haklardan Olduğuna, Şikayet Ve Başvurma Nedeni İle Zarara Uğrayan Kişi Yararına Tazminata Hükmedilmesi İçin, Bu Hakkın Kötüye Kullanıldığının Tespiti Gerektiğine İlişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı

Devamını oku...
 

Anayasanın 36 ve 74. Maddelerinde Düzenlenen Şikayet Ve İhbar Hakkının, Hakkın Kullanılması Nedeniyle Hukuka Uygunluk Hali Olduğuna İlişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı

Devamını oku...
 

Davacının Maddenin Yürürlüğe Girdiği Tarihte Sözleşmeli Personel Olarak Çalışması Gerektiğine, İstihdam Edilmiş Olsa Bile Çalışmaya Başlamadığından Davacının Kadrolu Memur Statüsüne Geçirilme Talebinin Reddi Gerektiğine İlişkin Danıştay Kararı

Devamını oku...
 

Tarım Bağ Kur Sigortalılığının Tespitinde; Sigortalılık İradesini Ortaya Koyacak Başvuru Prim Ödemesi, Ürün Satışı veya Prim Tevkifatı Bulunup Bulunmadığının ve Diğer Araştırmaların Yapılması Gerektiğine İlişkin Yargıtay Kararı

Devamını oku...
 
Bütün Kararlar

DOLANDIRICILIK SUÇU VE NİTELİKLİ HALLERİ

 

Dolandırıcılık suçunda fail, bir kimseyi hileli davranışlarla aldatıp onun veya bir başkasının zararına olarak kendisinin veya üçüncü bir kişinin malvarlığına ilişkin bir yarar elde etmektedir. Dolandırıcılık suçunda korunan hukuksal yarar, münhasıran malvarlığıdır. Türk öğretisinde bu suçta malvarlığı yanında ayrıca hileli davranışlarla mağdurun aldatılmış olması nedeniyle irade özgürlüğünün de korunduğu anlayışı yaygındır[1]. Dolandırıcılık suçunda mağdur, aldatılan veya kendi veya bir başkasının malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunan kişi değil, münhasıran malvarlığı zarara uğrayan kişidir. Bu durum özellikle Türk Ceza Kanunu madde 159 çerçevesinde şikayet hakkının kullanılması bakımından önem taşımaktadır. Malvarlığına ilişkin herhangi bir değer bu suçun maddi konusunu oluşturur. Bu, taşınır veya taşınmaz olabileceği gibi, bir alacak hakkı da olabilir. Maddi değeri olmamakla birlikte, hatıra veya manevi değeri olan şeyler, örneğin kıymetli mektuplar, malvarlığına dahildirler. Bu suçun faili herhangi bir kimse olabilir. Suçun mağduru ise zarara uğrayan malvarlığının sahibi olan gerçek ve tüzel kişilerdir. Suçun oluşması için, kendisine karşı hileli davranışa başvurulan kişi ile bunun sonucunda malvarlığı zarara uğraya kişinin aynı kişi olmasına gerek yoktur. Örneğin, failin ticari vekilini aldatıp tacirin zararına işlem yapmasına yol açması gibi. Ancak aldatılan kişiye, malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunabilme yetkisinin verilmiş olması gerektiğinden, bu yetkiye sahip olmayan bir kişinin aldatılmış olması durumunda bu suç değil, duruma göre hırsızlık veya güveni kötüye kullanma suçu oluşur[2].

 

Dolandırıcılık suçunun maddi unsuru üç alt unsurdan oluşur. Bunlar; failin, hileli bir davranışta bulunması, bunun sonucunda mağdurun aldatılmış olması ve mağdurun veya bir üçüncü kişinin zararına olarak failin kendisine veya bir üçüncü kişiye bir yarar sağlamasıdır. Yeni Türk Ceza Kanunu “hileli davranışlar” demekte, ama hileyi tanımlamamaktadır. Ancak nereden bakılırsa bakılsın, dar veya geniş yorumlansın, Kanun “aldatıp” dediğinden, hileden veya hileli davranışlardan, sonuçta, bir kimseyi kendisinin veya başkasının zararına olarak “aldatma” anlaşılmaktadır[3]. Yeni Türk Ceza Kanunu’na göre hilenin belli bir ağırlığa ulaşmış olması zorunluluğu aranmamaktadır. Somut olayda hileli davranışın karşı tarafı aldatmış olması suçun oluşması için yeterlidir; ayrıca objektif olarak bu davranışların kandırmaya elverişli olup olmadığını araştırmaya gerek yoktur. Yeni Türk Ceza Kanunu’nda açıkça hilenin kandırabilecek nitelikte olması gerektiğinden açıkça söz edilmemekte ise de, Yargıtay, önceki Türk Ceza Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemdeki içtihadını yeni kanun zamanında da devam ettirmekte ve ancak belirli ağırlığa ulaşan hileli davranışların bu suçu oluşturacağı sonucuna varmaktadır[4]. Bu bağlamda ödeme yeteneği olmadığını gizleyerek belirli bir hizmetten yararlandıktan sonra ödemede bulunmayan kişinin fiili gibi eylemlerin, karşılıksız yararlanmaya Yeni Türk Ceza Kanunu’nda ayrı bir düzenleme olarak yer verilmemesi nedeniyle dolandırıcılık sayılıp sayılmayacağı konusunda duraksama yaratacak niteliktedir[5]. Dolandırıcılık suçunun oluşması için failin hileli davranışlarla muhatabını “aldatmış” olması gerekir. Aldatılan kişi fail tarafından ileri sürülen olguları gerçek sanmalı veya en azından gerçeğe uygun olma olanağından hareket etmelidir. Hileli davranış ile mağdurun aldanması arasında neden sonuç ilişkisi bulunmalı, başka bir anlatımla karşı tarafın içine düştüğü hatalı tasavvurun nedeni fail tarafından başvurulan hileli davranışlar olmalıdır. Fail tarafından herhangi bir hileli davranışa başvurulmadığı sürece, salt mağdurun hatasından yararlanmanın dolandırıcılık suçunu oluşturduğunu söylemek mümkün gözükmemektedir. Böyle bir durumda dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için, failin aldatılan kişideki mevcut hatalı tasavvuru güçlendirmesi veya onun farkına varılması engellemesi veya güçleştirmesi aranır[6]. Suçun işlendiği yer, hileli davranışların yapıldığı yer değil, failin yararı sağladığı yerdir.[7]

 

Maddi unsurun üçüncü alt unsuru ise bu suçta failin hileli davranışlarla hataya düşürdüğü kimseye veya bir başkasının zararına olarak kendisi veya başkasına (haksız) bir yarar elde etmesidir. Türk Ceza Kanunu yararı sınırlandırmış değildir. Para veya herhangi bir şey, hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir belge, şahsi hizmet, bir şeyin sadece kullanılması yarardır. Sözleşme, makbuz, ibraname, taahhütname gibi belgeleri elde etmek de yarar sağlamaktır. Yeter ki bunlarla bir kimseye zarar verilmiş ve fail veya başkasına bir yarar sağlanmış olsun, söz konusu olan, daima maddi, malvarlığına ilişkin bir yarardır. Kuşkusuz, fikri veya bedeni bir hizmet elde etmek de yararlanmaktır.[8] Dolandırıcılık suçu anlamında zarar malvarlığına ilişkin olmalıdır. Zarar bizzat aldatılan kişide ortaya çıkmış olabileceği gibi, üçüncü kişide de ortaya çıkmış olabilir. Zararın miktarının tespit edilmiş olmasına gerek yoktur. Bugün öğretide egemen olan hukuksal-ekonomik malvarlığı teorisi(karma teori), malvarlığını, bir kişinin sahip olduğu hukuk düzeninin koruması altında bulunan ekonomik değerlerin tümü olarak kabul etmektedir.[9] Zarardan söz edilebilmesi için malvarlığının değerinde bir azalma meydana gelmesi gerekmektedir. Tek başına zarara tehlikesi suçun oluşması için yeterli değildir. Meydana gelen zararın sonradan giderilmesi önemli değildir, bu durum olsa olsa madde 168’in uygulanması bakımından önem taşır. Elde edilen yarar doğrudan doğruya zarar gören kişinin malvarlığından elde edilmiş olmalıdır. Elde edilen yarar ile başvurulan hileli davranış arasında nedensellik bağı olmalıdır. Eski Türk Ceza Kanunu'nda elde edilen yararın haksız olması aranmış iken, Yeni Türk Ceza Kanunu yararın haksız olması gibi bir zorunluluğa yer vermiş değildir. Ancak doktrinde birçok görüş failin hilesiyle mağdurun aldatılması sonucu elde edilen yararın, haksız olmasından kuşku duyulmaması gerektiğini söylemektedir. Bunun nedeni ise, suçun “bir hukuksal ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi”ne bu suçta daha az cezayı gerektiren bir durum olarak yer verilmiş olmasıdır. Bu durum cezanın indirilmesini gerektirdiği gibi, ayrıca kovuşturmanın şikayet üzerine yapılması sonucuna da yol açacaktır. 

 

Dolandırıcılık suçunda manevi unsuru genel kast oluşturur. Bu suçta kastın, hileli davranışa, bunun sonucunda mağdurun hataya düşürülmesine ve haksız yarar sağlamaya yönelik olması gerekir. Kastın aynı zamanda fail tarafından elde edilmek istenen yararın haksızlığını da kapsamına alması gerekir [10]. Suç olası kastla da işlenebilir. Böyle bir durumda ceza indirilir. Gerçekten kasttan söz edilebilmesi için failin sadece davranışını bilmesi ve istemesi yetmez, aynı zamanda, davranışının neticesi olarak bir kimseyi aldattığını, aldatmasının neticesi olarak bir malvarlığı zararının oluştuğunu ve zararın karşılığı olarak suçun işlenmesinin son evresini oluşturan bir yararı sağladığını bilmesi ve istemesidir. Tüm unsurların gerçekleşmiş olmasını gerektirdiğinden, bağlı hareketlilik arz eden bu suçta, failin, fiilde hataya düşmesi olasılığı fazladır. Dolandırma kastı önceden veya en azından fiilin işlenmesi esnasında mevcut olmalıdır. Kast fiil işlendikten sonra oluştuğunda, artık dolandırıcılık suçu söz konusu olmaz, şartları varsa güveni kötüye kullanma suçu söz konusu olur[11]. Dolandırıcılık, başkasının zararına olarak haksız yarar elde edildiği anda tamamlanır. Hileli davranışlara başvurulmuş olmasına rağmen karşı taraf aldanmamış olabilir. Hileli davranış objektif olarak kandırabilecek nitelikte olmasına rağmen, karşı taraf aldanmamışsa, suçun teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilmelidir[12]. Hileli davranışın malvarlığında meydana getirdiği “tehlikenin ağırlığı”, teşebbüs nedeniyle alt ve üst sınırlar arasında cezanın tayini bakımından göz önünde bulundurulur. Türk Ceza Kanunu madde 43/1 uyarınca suçların “aynı kişiye” karşı işlenmesi zorunluluğu arandığı için, aynı suç işleme kararına bağlı olsa bile, değişik kişilere karşı işlenen dolandırıcılık suçunda zincirleme suç ilişkisinden söz edilemeyeceği için, mağdur sayısınca suçun oluştuğu sonucuna varmak gerekir. Buna karşılık tek bir hileli davranış birden fazla kişinin malvarlığında zarara yol açmış ise, “tek bir fiille” işlenen birden fazla dolandırıcılık suçu söz konusu olacağı için madde 43/2 uyarınca zincirleme suç kurallarının uygulanması mümkündür.

 

Dolandırıcılık suçunun cezası, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır. Para cezasının asgari haddi, 52. maddede gösterilen gün/para kadardır. Maddede hapis ve adli para cezasına birlikte hükmolunması benimsenmiştir. Bununla birlikte hakim, kısa süreli bir hapis cezasına hükmetti ise bu cezayı Türk Ceza Kanunu’nun 50/1. maddesinde öngörülen tedbirlere veya adli para cezasına çevirebilir. Bu durumda adli para cezaları toplanarak sonuç ceza belirlenir. Ancak sonuç adli para cezasının Türk Ceza Kanunu’nun 51/1. maddesi uyarınca ertelenmesi olanağı bulunmamaktadır. Bunun yanında hakim hapis cezasını adli para cezasına çevirmezse erteleyebilir. Erteleme kararı ancak hapis cezasına ilişkin olarak verilebilir. Adli para cezasını kapsamaz[13]. Öte yandan, dolandırıcılık suçu, bir tüzel kişinin yararına işlendiğinde, Kanun, 169. maddede, tüzel kişi hakkında güvenlik tedbiri uygulanmasını öngörmüştür. Ancak bu hükmün, tüzel kişi hakkında uygulanabilmesi için; tüzel kişinin iradesini oluşturan organlarının, failin hileli davranışlarıyla bir kimseyi aldattığını, dolayısıyla tüzel kişiye bir yarar sağladığını bilmesi ve istemesi gerekir. Türk Ceza Kanunu’nun 167. maddesinde “şahsi cezasızlık sebebi veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebep” adı altında dolandırıcılık suçunun yakın akrabalar arasında işlenmesini, akrabalığın derecesine göre ya cezalandırılabilme şartı ya da cezayı azaltan kişisel neden saymıştır. Türk Ceza Kanunu’nun 168. maddesinde ise etkin pişmanlık halinde kovuşturma başlamadan veya kovuşturma başlamışsa hüküm verilmeden önce zarın tamamen giderilmesi şartına bağlı olarak belli oranlarda cezanın azaltılmasını öngörmüştür. Türk Ceza Kanunu zarar kısmen giderildiğinde fail hakkında etkin pişmanlık hükmünün uygulanmasını ise mağdurun rızasının olması şartına bağlamıştır.[14] Dolandırıcılık suçuna iştirakin her türlüsü mümkündür. İştirak iradesi hile oluşturan davranışın gerçekleşmesinden önce, en geç gerçekleşme anında olmalıdır. Mağdurun aldanmasına herhangi bir şekilde katılmayan ancak, failin kendisine yarar sağladığı kimse dolandırıcılığa iştirakten sorumlu tutulamayacaktır[15].

Dolandırıcılık suçunda nitelikli haller Yeni Türk Ceza Kanunu madde 158’de düzenlenmektedir. Bu maddeye göre nitelikli dolandırıcılık suçunu işleyen fail hakkında iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Kişi kasten işlemiş olduğu nitelikli dolandırıcılık suçunda dolayı hapis cezasına mahkumiyetin sonucu olarak Türk Ceza Kanunu’nun 53/1. maddesinde belirtilen hakları kullanmaktan yoksun bırakılır. Kişi işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.

 

Dolandırıcılık suçunun;

a) Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle,

b) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle,

c) Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle,

d) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle,

e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak,

f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle,

g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,

h) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında,

i) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle,

j) Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla,

k) Sigorta bedelini almak maksadıyla,

işlenmesi halinde nitelikli dolandırıcılık söz konusu olacak ve faile iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilecektir. Ancak, (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adlî para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamayacaktır. Ayrıca kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin eden kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılacaktır.

 

Türk Ceza Kanunu’nu 159. maddesi uyarınca dolandırıcılığın, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi halinde faile şikayet üzerine, altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilecektir.

 

Eski Türk Ceza Kanunu’ndan farklı olarak Yeni Türk Ceza Kanunu’nda birden fazla nitelikli halin bir arada bulunması, başlı başına cezanın ağırlaştırılmasını gerektiren bir neden olarak düzenlenmiştir. Birden fazla nitelikli halin bir arada bulunması, madde 61 uyarınca somut cezanın belirlenmesi açısından göz önünde bulundurulabilecektir.



[1] Tezcan Durmuş, Erdem Mustafa Ruhan, Önok R. Murat, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Ankara 2008, sf. 590

[2] Tezcan Durmuş, Erdem Mustafa Ruhan, Önok R. Murat, sf. 591

[3] Hafızoğulları Zeki, Özen Muharrem, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Kişilere Karşı Suçlar, Ankara 2010, sf.374

[4] Tezcan Durmuş, Erdem Mustafa Ruhan, Önok R. Murat, sf. 595-596

[5] Tezcan Durmuş, Erdem Mustafa Ruhan, Önok R. Murat, sf. 598

[6] Tezcan Durmuş, Erdem Mustafa Ruhan, Önok R. Murat, sf. 604

[7] Hafızoğulları Zeki, Özen Muharrem, sf. 376

[8] Hafızoğulları Zeki, Özen Muharrem, sf. 378

[9] Tezcan Durmuş, Erdem Mustafa Ruhan, Önok R. Murat, sf. 604

[10] Tezcan Durmuş, Erdem Mustafa Ruhan, Önok R. Murat, sf. 606-607

[11] Hafızoğulları Zeki, Özen Muharrem, sf. 379

[12] Tezcan Durmuş, Erdem Mustafa Ruhan, Önok R. Murat, sf. 607

[13] Meran Necati, Yeni Türk Ceza Kanununda Sahtecilik Malvarlığı Bilişim Suçları ile Ekonomi ve Ticaret Alanında Suçlar, Ankara 2005, sf 150

[14] Hafızoğulları Zeki, Özen Muharrem, sf. 381

[15] Yaşar Osman, Gökcan Hasan Tahsin, Artuç Mustafa, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu Cilt IV, Ankara 210, sf. 4618

Son Güncelleme ( , 22 Eylül 2012 14:38 )
 
free poker