Güncel Yargı Kararları

Sanığın İsnat Edilen Suçları İşlediğine İlişkin Kuşku Sınırlarını Aşan Kesin ve İnandırıcı Kanıtlar Elde Edilemediğinden Kuşku Sanık Lehine Yorumlanır İlkesi Uyarınca Sanığın Beraetine Karar Verilmesi Gerektiğine İlişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı

Devamını oku...
 

Şikayet Ve Başvurma Hakkının Anayasa İle Tanınan Haklardan Olduğuna, Şikayet Ve Başvurma Nedeni İle Zarara Uğrayan Kişi Yararına Tazminata Hükmedilmesi İçin, Bu Hakkın Kötüye Kullanıldığının Tespiti Gerektiğine İlişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı

Devamını oku...
 

Anayasanın 36 ve 74. Maddelerinde Düzenlenen Şikayet Ve İhbar Hakkının, Hakkın Kullanılması Nedeniyle Hukuka Uygunluk Hali Olduğuna İlişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı

Devamını oku...
 

Davacının Maddenin Yürürlüğe Girdiği Tarihte Sözleşmeli Personel Olarak Çalışması Gerektiğine, İstihdam Edilmiş Olsa Bile Çalışmaya Başlamadığından Davacının Kadrolu Memur Statüsüne Geçirilme Talebinin Reddi Gerektiğine İlişkin Danıştay Kararı

Devamını oku...
 

Tarım Bağ Kur Sigortalılığının Tespitinde; Sigortalılık İradesini Ortaya Koyacak Başvuru Prim Ödemesi, Ürün Satışı veya Prim Tevkifatı Bulunup Bulunmadığının ve Diğer Araştırmaların Yapılması Gerektiğine İlişkin Yargıtay Kararı

Devamını oku...
 
Bütün Kararlar

GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA VE DOLANDIRICILIK SUÇLARI

  

Güveni kötüye kullanma suçu; Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesinde düzenlenmektedir. Bu maddeye göre; başkasına ait olup da muhafaza etmek veya beli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde kendisinin veya başkasının yararına olarak zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi cezalandırılacaktır.

 

Bu suçun faili ancak muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere başkasına ait mala zilyet olan kişi olabilir. Burada zilyetlik malı muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere devredilmiş olmalıdır. Zilyetliğin devir şekli önemli değildir, bu, bir kanun hükmü veya mahkeme kararı gereği olabileceği gibi, bir idari işlem veya bir sözleşme gereği de olabilir. Zilyetliğin devrinin malın sahibi tarafından yapılması aranmaz, bu kişi adına üçüncü kişiler de bunu gerçekleştirebilir. Türk Ceza Kanunu madde 155’te sözü edilen mal cismani veya doğal varlığı olan ekonomik objelerdir. Türk Ceza Kanunu madde 155’te güveni kötüye kullanma suçunun taşınır veya taşınmaz mallar üzerinde işlenebileceğine ilişkin açık bir hüküm olmasa da zilyetlik devrinin ancak taşınır mallar yönünden mümkün olabileceği ve güveni kötüye kullanma fiillerinden taşınmaz mülkiyetinin ciddi bir zarar görmesinin imkansızlığı, söz konusu suçun ancak taşınır mallar üzerinde işlenebileceğini göstermektedir. Zilyetliğe ilişkin en sağlıklı ölçüt ‘bağımsız olarak tasarruf edebilme’ ölçütüdür. Güveni kötüye kullanma suçunun gerçekleşebilmesi için zilyetliğe konu mal üzerinde, muhafaza etmek veya belirli şekilde kullanmak olan devir amacı dışında tasarrufta bulunmuş olması veya zilyetliğin kendisine devredildiğini inkar etmesi gerekir. Bu suçun icrai veya ihmali olarak işlenebilmesi mümkündür. Söz konusu suçun tamamlanma anı; failin zilyetliğinde bulunan başkasına ait mal üzerinde zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunduğu an veya zilyetliğin devrini inkar ettiği andır. Söz konusu suçun tamamlanması için yararın elde edilmiş olması şart değildir.

 

 

Güveni kötüye kullanma suçunun hırsızlıktan farkı, hırsızlıkta fail çalınan malın zilyedi değildir, oysa güveni kötüye kullanma suçunun işlenebilmesi için, fail başkasına ait taşınır malın zilyetliğine fiilden önce sahip bulunmalıdır.

 

 

Güveni kötüye kullanma suçunun dolandırıcılıktan farkı, dolandırıcılık suçunda mağdurun rızasının hile ile elde edilmesi, güveni kötüye kullanma suçunda ise malın zilyetliğinin geçerli bir rıza ile devredilmiş olmasıdır.

 

 

Güveni kötüye kullanma suçuna teşebbüs mümkündür. Güveni kötüye kullanma suçu kasıtla işlenen bir suçtur.

 

 

Türk Ceza Kanunu madde 155/2 uyarınca güveni kötüye kullanma suçuna ilişkin özel ağırlaştırıcı neden öngörülmüştür. Bu maddeye göre ‘suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde” ceza arttırılır. Suçun basit halinin soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlıdır, buna karşılık ağırlaştırılmış şeklinin soruşturulması ve kovuşturulması re’sen yapılır. Suçun basit halinde fail, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır. Suçun ağırlaştırılmış halinde bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.

 

 

Dolandırıcılık suçu; ise Türk Ceza Kanunu’nun 157. maddesinde düzenlenmektedir Bu maddeye göre “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişi” cezalandırılacaktır.

 

 

Dolandırıcılık suçunun hırsızlık ve güveni kötüye kullanma suçlarından farkı; mağdurun rızasının hileli şekilde elde edilmesidir. Dolandırıcılıkta fail, hileli davranışlarla mağdurun kendisine zarar vermesini, bir şeyi teslim etmesini, bir yükümlülüğü üstlenmesini, bir hakkından vazgeçmesini sağlar. Dolandırıcılık suçunda mağdurun iradesi hile ile bozulmaktadır. Dolandırıcılık taşınır ve taşınmaz mallar üzerinde işlenebilir. Dolandırıcılık suçunun pasif süjesi malvarlığı zarara uğratılan kişi veya kişilerdir. Bu suçun işlenebilmesi için zarar gören varlıkların sahibi olan kişi veya kişilerin aldatılması şart değildir; çünkü başkasına ait varlıklar üzerinde tasarrufta bulunma yetkisine sahip kişilerin aldatılmasıyla da bu suç işlenebilir. Aldatma sonucu gerçekleştirilen malvarlığına ilişkin tasarruftan pasif süje yönünden bir zarar, buna karşılık fail veya başka kişi yönünden bir yarar sağlanmış olmalıdır. “Hileli davranış” doğrudan aldatılanın psişiğini etkilemek şeklinde olabileceği gibi, sahte bir görünüm yaratarak dış gerçekliği etkilemek şeklinde de olabilir. Dolandırıcılık suçunun tamamlanması için yararın elde edilmesi şarttır. Dolandırıcılığın cezalandırılması açısından dolandırılanın amacının meşru olup olmamasının bir önemi yoktur. Dolandırıcılık suçuna teşebbüs mümkündür. Dolandırıcılık kasıtlı bir suçtur; failin mağdurun aldatılmış olmasını, bu aldatmanın sonucunda malvarlığına ilişkin bir tasarrufun gerçekleştirilmesini, bir yararın elde edilmesini istemiş olması, ayrıca kullanılan vasıtanın hileli olduğu bilincine de sahip bulunmalıdır. Kast, suçu oluşturan hareketten önce veya onunla aynı anda var olmalıdır, sonradan ortaya çıkan kast dolandırıcılıktan dolayı sorumluluğa neden olmaz.

 

 

Bu suça ilişkin ağırlaştırıcı nedenler Türk Ceza Kanunu’nun 158 maddesinde yer almaktadır. Türk Ceza Kanunu madde 159’da bu suçla ilgili özel bir hafifletici neden öngörülmüştür, buna göre dolandırıcılığın “Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi halinde” faile daha az ceza verilecektir. Bu halde soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi şikayet şartına bağlanmıştır. Dolandırıcılık suçunun basit halinde faile, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası verilir. Dolandırıcılık suçunun nitelikli hallerinde faile iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası verilir. Dolandırıcılık suçunun nitelikli hallerinden bazılarında ise hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı da suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.

 

 

Türk Ceza Kanunu’nun 167. madde ve 168. maddesinde; güveni kötüye kullanma ve dolandırıcılık suçlarını da kapsayan malvarlığına karşı suçlarla ilgili şahsi cezasızlık sebepleri, cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler ve etkin pişmanlığı düzenleyen ortak hükümler yer almaktadır.

 

 

Türk Ceza Kanunu’nun 167. maddesinde Kanun, yağma suçları dışındaki malvarlığına karşı suçlar yönünden bazı şahsi cezasızlık durumları öngörmüştür. Buna göre; haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin, üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlatlığın, aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin zararına olarak bu suçların işlenmesi halinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunamayacağını düzenlemektedir. Ancak bu suçların haklarında ayrılık kararı verilmiş olan eşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamayan kardeşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamakta olan amca, dayı, hala, teyze, yeğen veya ikinci derecede kayın hısımlarının zararına olarak işlenmesi halinde; ilgili akraba hakkında şikayet üzerine verilecek ceza yarısı oranında indirilecektir.

 

Türk Ceza Kanunu 168. madde ise bir başka ortak hafifletici neden kabul edilmiştir. Bu maddeye göre; güveni kötüye kullanma ve dolandırıcılık suçlarının da içinde olduğu, maddede sayılan suçlar tamamlandıktan sonra, ancak bu nedenle hakkında soruşturma başlamadan veya kovuşturma başladıktan ancak hüküm verilmeden önce failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi halinde verilecek ceza indirilecektir. Madde metninde yer alan geri verme fiili tam olmalıdır; yani alınan bütün şeyler gibi alınan şeyin failin zilyetliğinde bulunduğu sırada artan kısımlarının da iade edilmesi gerekir. Suç ortaklarından birinin kendi payına düşeni geri vermesi de yeterli sayılamaz. Geri vermenin doğrudan mağdura yapılması gerekmez; geri vermenin resmi makamlara teslim yoluyla veya üçüncü kişilerin aracılığından yararlanmak suretiyle de mümkündür. Kısmen geri verme veya tazmin halinde cezada indirim yapılabilmesi mağdurun bu konudaki rızasına bağlanmıştır. Geri verme ve tazmin nedeniyle cezada indirim yapılabilmesi için bu geri verme ve tazminin iradi olması şarttır. Dolayısıyla cebre dayalı geri verme ve tazmin gibi, failin bilgisi veya izni dışındaki geri verme veya tazmin de iradi sayılmaz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Son Güncelleme ( , 22 Eylül 2012 10:59 )
 
free poker